MANŞET:

Beyninizi Eğitiyor ( Yonetici )

'İNEGÖL' İÇİN GELECEK 'BİLDİM'... ( Yonetici )

Gelecek Eğitimde, Eğitim ‘Okya... ( Yonetici )

BİREBİR BUTİK EĞİTİM ( Yonetici )

Eğitim’de ‘Kalite’ yükseliyor... ( Yonetici )

Değerlerimizin İzinde: Zarafet... ( Yonetici )

Geleceğin ‘Pırlanta’larını yet... ( Yonetici )

‘KÜÇÜK ŞEYLER’ FARK YARATIR... ( Yonetici )

İnegöl’ün eğitimdeki markası ... ( Yonetici )

Birey, ‘Öğretmence’ büyüyor... ( Yonetici )

Yarının ‘deha’larını yetiştiri... ( Yonetici )

FETÖ okulu milletin oldu ( Yonetici )

EĞİTİMİN İKİ TEMELİ: SEVGİ VE ... ( Yonetici )

Yeni Neslin Çocukları Teknoloj... ( Yonetici )

Türkiye’nin sayılı okulları İn... ( Yonetici )

Artık halka hizmet edecek ( Yonetici )

Proje okulu: Turgut Alp Anadol... ( Yonetici )


EĞİTİMİN İKİ TEMELİ: SEVGİ VE GÜVEN

Yılların eğitimcisi olarak eğitim üzerine yazı yazmak çok zor bir mesele değildir. Yapılması gerek düşünce diyarında biraz konaklamaktır. Yoğunluk artıkça düşüncenin derinliği de artacak ve herkesin kabullenebileceği çıkarsamalar boy verecektir.

Günlük hayat içerisinde kusurlu bir hareket gördüğümüz de “Abi, eğitim şart” deyip aynı anda hem kusuru hem de olması gerekeni hatırlatmış oluruz. Neyin eğitimi olduğunu geniş perspektifte ele almayacağız bu cümlede. “Eğitim şart” ibaresini her yerde her zamanda kullanabiliriz.

“Eğitim nedir?” diye bir soru beyninizin duvarlarını çarpar ve sizi rahatsız eder. Kısaca “davranış değişimi” veya “istendik davranışları kazandırma” cevabını alınca rahatladığınızı hissedersiniz. Aslında konu bitmiştir. Bundan sonra söylenecek her şey örnek olarak ortaya konacaktır ve her şey bu cevabın açılımı olacaktır. Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştur:  “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hıristiyan veya Mecusi yapar.” (Buhari)

Doğumdan itibaren başlar eğitim. Zira yavru gözlerini açtığında yeni tanıdığı dünyaya uyum için çabalar. İşte bu çabanın adı eğitimdir. Şoför adayı ayaklarını pedallara, ellerini direksiyona, gözlerini aynalara uydurmaya çalışırken eğitim sürecinde yol almaktadır.

Aslında bir halden öbür hale geçmektir de denebilir eğitim için. Eski hali terk edip yeni hale bürünürken yaşanılan zamanın adıdır eğitim. Eğitimin zorluğu, ya eskiye olan kuvvetli bağdır ya da gelecekle ilgili vazifesinin önemine dairdir.

“Eğitim için ne için gereklidir?” diye sormaya gerek var mıdır bilmiyorum. Mazisi olan kişilerin eğitimi olduğu gibi yarını olanlar için eğitim de vardır. Tarih yazanlar, tarihe yön verenler güçlü eğitim alanlardır.

Hangi alanlarda eğitim yapılmalı demek gibi saçma bir soru ile karşılaşmak istemez insan. Çünkü yaşam alanlarının her birinde eğitim lazımdır. Eğitim için usta lazımdır yani bir bilen lazımdır. Ustaya da iyi bir talebe gerek. Bir ülkenin eğitimi bir insanın eğitimi ile başlar. Bir adım ile başlayan uzun yolculukların her bir aşaması, her yol kıvrımları insanı pekiştirir, olgunlaştırır.

İnsan etkilenen bir varlık olarak değişime açıktır. Değişen yapıya sahip insan, bilgiyle eğitilir. İlimle yüceliklere ulaşılır. Bir insanın eğitiminde üstadın, hocanın şeyhin, ustanın etkisi büyüktür. Eğitim insanı geliştirir, insanın değiştirir, halden hale sokar ve kendi sınırlarını keşfetmesine yardımcı olur. Bazen insan kendine bakamaz dışarıdan. Kendi hakikatini göremez. Kendisini sıradan bir varlık sanır. Ancak “insandan anlayan bir usta” onun bedeninde gizli cevheri keşfedebilir.

Kabiliyetli insan avcısı bu zatlar, Allah’ın yarattığı bu cevheri hem insanlar istifade etsin, hem de kendisi kendi yeteneklerini görsün diye eğitime alırlar. Bu eğitim bazen belli bir usulle takip edilir bazen de sorunlar sıkıntılara gark edilir de verilir. İnsan bu dertlerin üstesinden gelirken eğitildiğini fark etmeyebilir.Derdim bana derman imiş…

Her türlü değişimi fark eden üstad insanın hangi yönden; bedenen mi, aklen mi, kalben mi eğitilirse daha isabetli olur, bunu bilir. İnsanoğlu çağlayan bir ırmak gibi yatağını bulana kadar coşkunca akar, başını taştan taşa vurur gezer. Yatağını buldu mu sakinleşir ve faydalı olur. Yaratılış gayesine uygun yaşamak kul olarak her bir insanın görevidir.

Tabiattaki her varlık Allah’ın zikirle meşgul iken bir de bu dünyada olmanın hikmeti olarak o varlığa bir vazife verilmiştir. Onu da yaptığında kendisini gerçekleşmiş yani yaratılışın ikincil sebebini icra etmiştir ve faydalı olmuştur insana.

Seyyid onbaşının Çanakkale’de o gemiyi batıracak iki yüz elli kiloluk bombayı kaldırıp namluya sürmesi gibi. Özel işler ve özel insanlar…

İnsan yetiştirme konusunda kendi yetkinliğini ilmen, ruhen bilen bir üstadın yanında insan doğru istikamet üzerinde olduğunu hisseder. Buradaki en zor problem sahtekâr üstad meselesidir. Kendisini yetiştirmemiş ya da bir hoca tarafından eğitilmemiş birinin üstad olarak birilerini eğitmeye kalkmak en büyük faciadır.

Bana göre bu konudaki düşüncelerimizi destekleyecek köklü delillerde var olsa gerek. Rahman olan Rabbimiz, insanlar arasından seçtiği kullarını temiz ahlaklı, dürüst karakterli, çalışkan, söz inleyen /itaat eden kulları arasından seçer. Peygamberlik görevini bu seçkin zümreye verir. Evvelki yaşantısında da vazifesine uygun bir eğitimden geçtikten sonra toplumların muallimi olarak Rahman’dan aldığı her bir emri tatbik eder, örnek olur. Hayatı insanları gözleri önündedir.

Gönül dünyasının eğitimi ile meşgul olan mutasavvıflar, zor bir alana yönelmişlerdir. Beden ülkesinin başkenti kalp diyarına yolculuk yaparlar ve kalbi, bilgi ve inanç ile bir istikamet üzere tutmaya çalışırlar. Çünkü bu diyarın kötü, münafık misafirleri de vardır ve onlar da orada ev sahibi olmak için nefis ile işbirliği yaparlar.

Üstad/şeyh bir insanın kalp yapısını hisseder ve ona göre talim ve terbiye verir. Mesela; kibir damarı güçlü olanlara rezil sanılan (tuvalet temizliği gibi…) işler verilir ki kibri kırılsın. Makam mevkisinin sembolü cübbesiyle çarşı Pazar ciğer sattırılır ki nefsi ayaklar altına alınsın.

Tabii eğitimde sevgi ve güven bir numaradır.  Bunlar olmadan o sıkıntılı işler yapılmaz. İnsanın kendisini aşması içim bu sevgi lazımdır bu güven kaçınılmazdır. Güven duymadığımız bir insanın adres tarifine bile itibar edilmez değil ki hayatımız değiştirelim. Bir ince nokta var dikkat edilmesi gereken. Edeb ile edepsizlik arasında ince bir noktadır bu. Seviyesi düşük biri, yüksek seviyedeki insanları nasıl tartabilir?  Bunun en kestirme yolu “söylediklerini ihlâsla kendisi de yapıyor mu?” ibresini kontrol edilmesi lazımdır yani “Millete veriyor talkımı kendi yiyor salkımı” gibi sapkın bir yol mu takip ediyor?  Bu açıdan da bakılması gerekir diye düşünüyorum.

Sevgi ve güven her vakit her iki taraf için de kafesten uçacak bir kuş misali olmalıdır. Eğitim sürecinin kalitesinin bu iki kavram belirler. Ülkemizin temel sorunlarından birisi de belki de budur.

Eğitim sistemi ile ilgili birçok farklı başlıklar altında değişik açılımlar tasarlanabilir, yorumlanabilir veya düşünülebilir. Ancak eğitimin temelinde insan varken, onu Yaratanı unutarak hatta unutturarak yapılacak bir eğitim süreci suyu yukarıya doğru akıtmak gibi abes bir iştir.

etiketler:

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yorum Bırak